Barış Falay, son zamanların “en sevilen kötü adamı” Kerpeten Ali’yi içinden çıkaran adam.
Hani dizi karakterlerinin kötü kalplisini sevmez, iyileri bağrımıza basarız ya, bu defa tam aksi söz konusu.
Resmen kötü adama sevdalandık, daha doğrusu ona can veren Falay’ın oyununa… Peki, nedir Kerpeten Ali’nin “olayı”? Barış Falay’la buluştuk ve bu konuyu didikledik. Bakın neler çıktı…
Barış Falay, Hürriyet’ten Melike Karakartal’ın sorularını şöyle yanıtlıyor:
Biz Kerpeten Ali’nin içindeki potansiyel iyi adamı mı seviyoruz, ne dersiniz?
- Bu bana kalırsa iyiliği ya da kötülüğü sevmekle değil, hikayenin gerçek hayattaki duygularla paralelliğiyle ilgili. “Ezel”de, aynen hayatın kendisinde olduğu gibi salt çok iyi ya da salt çok kötü karakterler değil, birçok duyguyu bir arada yaşayanlar var. Hayatın kötü tarafına geçmek de zaaflarla ilgili. Zaafına yeniliyorsun, kötü oluyorsun, bu kadar basit. Kendi hayatlarımızda da durum böyle. ıstediğiniz kadar “iyiyim” deyin, mutlaka bir noktada zaafınıza yenik düşmüş ve birilerini üzmüşsünüzdür. Kimse sütten çıkmış ak kaşık değil, hepimizde zaaf var.
Kerpeten Ali’nin içinde Barış Falay da var o zaman yani, öyle mi?
- Var elbette. Mesela ben çok tutarlı bir adam değilimdir. Söylediğim bir şeyin tam tersini yapıyor olabilirim. Bu yönü Ali’de kullandım. Aslında bir karakteri canlandırırken temel durumları atlamadıkça çok uçlara gitme taraftarıyım. Kerpeten Ali sokaktan gelen adam. Oto tamircisiyken sınıf atlama peşinde maceralara atılmış, hatalara düşmüş ve bunun vicdani sorumluluğunu taşıyan bir karakter. Aslında içine sınırsız lezzet katabileceğiniz bir malzeme veren bir adam. Ben de bunu kullanıyorum.
KARAKTERİ FARKLILAŞTIRMAK İÇİN ÇOK UĞRAŞTIM
Ali’nin üstünüze yapışmasından korkar mısınız? Daha doğrusu şöyle sorayım, bir oyuncu için belirli bir karakterle tanınmak korkutucu bir şey midir?
- Korkmuyorum ben böyle bir şeyden, aslına bakarsanız bir rol üstünüze yapıştırıldıysa o işi iyi becermişsiniz demektir. Öte yandan ilk başta tekrar bitirimi oynamak biraz korkuttu tabii, “Aliye”deki Müco’ya benzetmemek için çok çalıştım.. Cebinizde 57 tane bitirim tip olmuyor oynayabileceğiniz. Nasıl yeni bir şey yaparım diye hakikaten çok uğraştım. şimdi izleyenlerden aldığım tepki, ne yalan söyleyeyim, çok hoşuma gidiyor.
Çok beğenilen, başarılı bulunan aktörler bir o kadar da kıskanılır ya da ne bileyim, aradan bir-iki tane “nefret edeni” çıkar. Ancak forumlarda ve sözlüklerde sizin için bir kişi bile kötü laf etmiyor! Herkes size bayılıyor! Nasıl oluyor bu?
- Mutlu ediyor bu durum beni… Ben kötü eleştiriyi sevmem aslına bakarsanız. Hani “eleştirin beni, kendimi geliştiriyorum” diyenler vardır ya, ben hiç öyle değilim. Direkt moralim bozulur, düşerim. Sebebine gelince… Mesleğimi çok seviyorum ve çok severek yapıyorum, başka da bir şeyle uğraşmıyorum, bunu görüyorlardır belki. Yakışıklı görüneyim, güzel olayım sıkıntılarım yok, bir rol alıyorum ve iyi yapmaya çalışıyorum.
“Ezel”in şiddete yaklaşım açısından bir tavrı olduğunu düşünüyor musunuz? Gerçi RTÜK’e göre sigara ve “seksi içerik” daha zararlı ama yine de sorayım.
- şiddet hayatın her alanında var, televizyonda da olacak. Ama şiddeti televizyonda nasıl gösterdiğiniz önemli. Ölümü normal bir şeymiş gibi gösteremezsiniz. “Ezel”de şiddetin sorgulaması ve vicdani boyutu var ve bu açıdan içeriğinde şiddet barındıran başka yapımlardan keskin bir şekilde ayrılıyor bence.





